27 Aralık 2011 Salı

Sardes




Barışta oğullar babalarını, savaşta babalar oğullarını gömerler. 
Kroisos (Krezus, Karun)
Lidya’nın zenginliğiyle ün yapmış Kroisos milattan önce 560 ile 546 yılları arasında hüküm sürmüştür. 
İyonya’da Yunanlıları yenmiştir. Ancak Perslere yenilip onların egemenliğine girmiştir.
  • Yunan şair Bakhylides, Kroisos’un kendini bir cenaze ateşinde yakmak istediğini, ancak yakalandığını,
  • Heredot ise Kyros’un Kroisos’u canlı olarak yaktırmak isteğini ama Tanrı Apollo’nun onu kurtardığını ve daha sonra Kyros’un ardılı II. Kambyses’e eşlik ettiğini,
  • Kteisas ismindeki bir Pers hekim ise Kroisos’un Kyros’un kontrolüne geçtiğini ve Media’daki Barene valiliğine getirildiğini yazar. 
  • Ancak en ünlü söylenti, Kroisos’un Atina’lı yasa koyucu Solon’la buluştuğudur. Heredot’un yazdığı bu hayal ürünü buluşmada, Solon Kroisos’a "mutluluğun parada değil, iyi talihte olduğunu" öğretmiştir.

Salihli merkezine 9 km, İzmir'e 82 km uzaklıkta olup, İzmir-Ankara karayolunun iki yanına yayılmıştır. Sardes bilinen tarihe göre paranın ilk basıldığı yerdir. Ayrıca tarihteki ünlü Kral Yolunun başlangıcıdır. Uzun süre değerli taş olarak kullanılmış turuncu kuvars taşının Batı dillerindeki ismi olan ve "sard" kelimesi, taşın antik çağda çıkarıldığı Sart bölgesinden gelir. Halen burada Kuvars taşı ve altın çıkarımı devam etmektedir. Sart'ta tarihte bilinen ilk tiyatro kalıntıları da mevcut olup gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Ayrıca Sart'ın yaklaşık 5 km kuzeyinde "Bin Tepeler" ismiyle anılan yaklaşık olarak 85 tane mezardan oluşan Lidya kraliyet mezarlığı bulunmaktadır. Sart kasabasında Batı Anadolu'nun Hristiyanlığın 7 kutsal tapınağından biri olan Artemis Tapınağı yer almaktadır.
   

      Sart (Sardis, Sfard) burada bulunan, yaklaşık 3 bin yıllık yerleşimin adıdır. Şart kazılarında ortaya çıkarılan en eski yerleşim tabakaları. Geç Bronz Dönemi MO 1400 olarak tarihlendirilmesine rağmen, bu alanda Erken Bronz Devrine ve MO 3 ile 7 bine uzanan Neolitik döneme ait çeşitli eserler de ortaya çıkarılmıştır. 
       Sart MÖ.7.inci yüzyıldan MS 7.inci yüzyıla kadar 1500 yıllık bir süreyi kapsayan dönemin en önemli şehriydi. Roma dönemine ait sur duvarları yaklaşık 300 hektar (1.150 dönüm) alanı çevrelemekteydi. Paktolos (Sart) Çayının devamlı akan su kaynağı, Akropolün güçlü tahkimatı Egeden orta Anadolu’ya geçit veren Gediz Ovasının verimi, yüksek yaylaları. Paktolos Çayından elde edilen altınlar ve çeşitli madenlerin mevcudiyeti, şehrin büyümesine ve başarılı olmasına katkıda bulunmuştur. Sart, Lidya’nın ve farklı lisan ve kültür geleneğine sahip Anadolu insanı olan Lidyalıların başkentiydi. Kralları Giges, Alyattes ve Krezüs (Karun) inanılmaz derecede zengindi ve MÖ.7 ve 6.ıncı yüzyıllar arasında Batı Anadolu'dan Kızılırmak'a kadar uzanan bir imparatorluk kurdular. Sartın kuzeyinde bulunan ve İzmir Ankara Karayolundan da görülebilen kraliyet tepe mezarları (Bin tepeler) Lidya servet ve gücünün simgesidir 
      Anadolu’nun MÖ. 6.ncı yüzyılın ortalarında Persler tarafından fethedilmesiyle Sart Perslerin önemli bir idari merkezi haline dönüşerek Özel Valilere ve Satraplara ev sahipliği yapmıştır. MÖ 334 de Büyük İskender’in işgali ile birlikle şehir Artemis mabedi, gimnasyumları, tiyatroları ve diğer kamu yapılarıyla hızla Helenleştirilmiştir. MO 1.inci asır ile MS 40.ncü asır arasında yer alan Roma döneminde şehir, hayatı kolaylaştıran hamamlar ve benzeri unsurlarla donatılmış bir Greko-Roman metropol hüviyetine bürünmüştür Bu büyük şehrin son safhası. MS 4.üncü ve 7.inci yüzyıllar arasındaki Geç Roma Dönemidir ki bu devre ait önemli kalıntılar halen bulunmaktadır. Yerleşim sonraları, ebat ve nüfus olarak küçülmüş ve 18.inci ve 19.uncu yüzyıllarda birkaç haneden oluşan mezra haline dönüşmüştür. Modem Sart Beldesi, 1919–1922 yıllan arasında Kurtuluş Savaşını takiben yeniden gelişmiştir.
YAPILAR
Gymnasium Komleksi: 
      Şehrin kuzey batısında 23 bin metrekare alanı kaplayan bu anıtsal yapı şehirde bulanan hamamlardan sadece birisidir. Plan olarak, orta ekseni boyunca konuşlandırılmış sıcak ve soğuk su havuzlarının her iki yanına  (Caldarium ve frigidarium) simetrik odaların yerleştirildiği (Anadoluda,  Romada ve İmparatorluğun her yerinde bulunan) Özgün bir Emperyal Roma Hamamı tipidir. Kompleksin doğu yarısı,  sundurmalarla çevrili açık bir avludan (merasim ve egzersiz yapılan palaestradan)  oluşmaktadır. Batıda kalan yarısı ise tonozlarla örtülü büyük salonların bulunduğu, hamam kısmıdır.
        Komplekse giriş, açık avlunun doğusunda bulunan ve eksene yerleştirilmiş üçlü bir kapıdan yapılmaktaydı. 




Hamam ünitesinin doğusunda yer alan, iki katlı sütunlu bezemeli cephesi restore edilmiş olan, dikdörtgen planlı 'Mermer Avlu', orijinalinde yıkanma kısmından ayrı bir bölümdü. (binaya mevcut kapılarla bağlı değildi) Palaestra'ya açılan çift sıra sütunlu geçiş, özel merasimlerde ya da, büyük bir olasılıkla Roma İmparatorlarının tapınma ayinlerinde kullanılmaktaydı. Mermer Avluda, birinci kat duvarına işlenmiş olan yazıtta, (kırmızı İle yazılan) bu alanın Roma İmparatorluk Ailesine, İmparatorlar Caracalla ve Geta İle anneleri Septimus Severus'un dul eşi Julia Domna'ya ithaf edildiğini yazmaktadır.
Bu yapının, MS 2.nci yüzyıl sonu veya 3.üncü yüzyıl basında tamamlandığı tahmin edilmektedir. İleriki yüzyıllarda tamir gören bu bina, MS 7nci yüzyıldan itibaren harabeye dönüşmüştür.


Mermer Avlu detaylar tek kelimeyle muhteşem




              Havra (Sinagog):
            Bu abidevi havra Geç Roma döneminde, Musevi toplumunun dini merkezi olarak kullanılmaktaydı. 1962 yılında ortaya çıkarılan bina ve süslemeler kısmen restore edilmiştir.


Bin kişiyi barındırabilecek büyüklükte ve uzunluğu 50 metreyi aşkın ana toplantı salonu yer almaktadır. Yerden 14 metre yükseklikteki çatı masif taş payelerle desteklenmiş
Bina, birkaç kere yenilenmiştir. Önceleri, Roma Hamam-Gymnasium Kompleksinin bir parçası iken, daha sonraları, Musevi toplumunun ibadethanesi haline dönüşmüştür. Mozaik yer döşemeleri, mefruşatı ve mermer duvar bezemeleri, çeşitli zamanlarda yapılmıştır, ancak bugün mevcut olanlar ise MS 4 ve 5.inci yüzyıldan kalanlardır. Havra, yedinci yüzyılın başlarında, Batı Anadolu’da yaygın görülen, şehir boşalmalarına paralel olarak, terk edilmiştir.


Ön Avlu
Havraya giriş, doğu yönünde bulunan sütunlu sundurmayı ve onu takip eden sütunlu ön avluyu geçerek yapılabilmektedir. On avlunun yan kısımları çepeçevre bir çatı ile örtülmüş olup, ortası gökyüzüne açık bırakılmıştır. 



Ön avlu içerisinde bulunanlar:
Çeşme
On avlunun ortasındaki, orijinali mermer olan, büyük vazo görünümdeki çeşme, ayinlerden önce cemaatin ellerini yıkadığı bir yerdi. Çeşmenin suyu, yer altına döşenmiş olan pişmiş toprak borular tarafından temin edilmekteydi. Suyun akışı, marifetli bir vana tarafından kontrol edilmekteydi. Çeşmeyi çevreleyen havuz, muhtemelen mermer plakalarla kaplıydı.

Ön Avlu Duvar Bezemeleri
Ön avlu duvarları, başlangıç yıllarında, açıkta bırakılmış olan numuneden de görüleceği üzere, renkli bir harç ile sıvanmıştı. Mermer kaplamalar ise, daha sonra, 5nci yüzyılda döşendiği sanılmaktadır. Duvarın alt kısmındaki bazı mermer parçaları, bulundukları orijinal sekliyle görülmektedir. Kabartmalar, başlıklar ve üzerinde kuş ve vazo bezemeli kemerli friz parçalan yakında bulunmuştur. Kısmen restore edilmiş frizin üzerinde antik dönemden kalma kırmızı boya kalıntılar görülmektedir.

Mozaik Yer Döşemesi
Çok renkli, karmaşık geometrik desenli mozaik yer döşemeleri halı görünümlü bireysel panolar halinde döşenmiştir. Bazı panolarda, bunları bağışlayanların isimleri bulunmaktadır. Bu mozaiklerin önemli bir miktarı, MS 4 ve 5.inci yüzyıllar arasında yapılmıştır



 Sinegog İçerisinde Bulunanlar

                                                               Döşenmiş Mermer Panolar
Kazılar sırasında, çeşitli renklerde, yüzlerce, kesilmiş mermer parçaları bulunmuştur Bunlar, duvar dekorasyonu için kullanılan, küçük mermerler ile döşeli panoları meydana getiren parçalardır. Geometrik şekilleri, yer mozaiklerinde görülen desenlere çok benzemektedir. Bu panolarda çiçek motifleri, deve, kuş ve balık tasvirleri bulunmuştur. Restorasyon sırasında yeni yapılan panolar, örnek olarak hazırlanmıştır.
Döşenmiş mermer panodaki (teberru sahibi tarafından yapılan kopyada belirtildiği üzere) yazıtta kaydedildiğine göre: "Ben ile eşim ve çocuklarımız (bir yemini yerine getirmek amacıyla) kudretli tanrının hediyesi olarak, döşenmiş panonun (duvarın bir kısmındaki) ve (tavanın üst kısmındaki) boyama işlemini yerine getirdik."
 Ana salonda bulunan duvar dekorasyonlarının yapımına 4.üncü yüzyılda başlanmıştır. Panoları hediye eden şahısların isimleri, Yunanca olarak, mermer plakalara işlenmiştir. Çoğu teberru sahipleri, şerefli "Sart Vatandaşı" unvanı almaktaydı. Bazıları ise, konsül veya resmi daire yöneticisi olarak isimlendirilmekteydi.
                                                  



          Kutsal Yerler
Ana salonun, ana giriş kapısının, her iki yanında, kazılar sırasında, iki adet kutsal yer ortaya çıkartılmıştır. Her iki kutsal alana ait tavan kısımları, bu platformların çok yakınında bulunmuştur. Bu kutsal yerler, büyük olasılıkla, Musevi kanunlarını meydana getiren Eski Ahit tomarlarına yani Tevrat'a ev sahipliği yapmaktaydı. (Kuzey kutsal alana alt yivli spiral sütunlar, çok tahrip olduğu için restorasyonda yeniden yapılmıştır.)

            Masa ve Aslanlar
Ayin sırasında, karşıda, kutsal yerde muhafaza edilen Tevrat tomarları getirilerek, burada bulunan büyük mermer masada okunmaktaydı. Masa ve onu koruyan aslanlar havranın kendisinden daha eskidir, onlar özgün yerlerinden alınmış ve burada tekrar kullanılmıştır. Pençelerinde yıldırımlar tutan kartalların betimlendiği masa ayakları ve çifte aslanlar, birer kopya olup asılları Manisa Müzesinde muhafaza edilmektedir.


         Rahipler Bölümü veya İpek Tenteli Alan
Ana salonun ortasında bulunan mozaik yazılı, "bilgelik öğreten bir rahip" tarafından hediye edilmiştir. Bu panonun etrafında yer alan dört adet kaide, öğretimin yapıldığı alanı çevreleyen dört adet ince direk veya sutunu desteklemek İçin konulmuştur.

          Apsis ve Oturma Sıraları                            
Yarım dairesel alanın (aps) duvarı içerisine, bir zamanlar, üç adet niş ile iki adet tonozlu geçit yerleştirilmişti. Bu boşluklar daha sonra doldurularak duvar, şeritler halinde beyaz ve renkli mermerlerle döşenmiştir. Üst kısmı ise, muhtemelen yarım bir tonoz ile son bulmaklaydı. Bu bölümde bulunan ve üç sıra halinde birbirini takip eden oturma yerleri, herhalde havranın yaşlı muhteremleri tarafından kullanılmaktaydı.
Yarım daire şeklindeki özgün apsis mozaiği, bugün Manisa Müzesinde bulunmaktadır. Bu mozaiğin merkezinde bulunan çelenkteki yazıta göre, mozaik 40.ncu yüzyılda, Stratoneikianos ve Synphoros Flavius kardeşler tarafından hediye edilmiştir. Mozaikte, ön avluda bulunan ayaklı vazo benzeri çeşmeden, asma dallarının büyüdüğü betimlenmiştir. Yan taraflarda bulunan tavus kuşu tasvirleri ise, antik dönemde silinmiştir.
                                                                                                   Roma Caddesi:
Burada ortaya çıkartılan Roma Caddesi 2500 yıllık bir süre boyunca, doğu-batı geçiş bağlantısını sağlamak üzere, birbın ardına katmanlar halinde üst üste yapılan yolların kısa bir parçasıdır.
MÖ. 7 ve 6 .ncı yüzyıllarda kullanılan Lidya yolu Roma Caddesi zemin kaplamasının 2 metre altında olup çakıl döşeli yüzeyi, doğu istikametinde, 100 metre İleride bulunmaktadır. Kazılar sırasında kaldırım taşı kaplamalı Bizans ve Osmanlı yollarına Roma devri revak kalıntılarının hemen üzerinde rastlanmıştır. 1950 yılında inşa edilen karayolu biraz güneye kaydırılarak, bugünkü mevcut duruma getirilmiştir. Burada bulunan geçiş yollarının en anıtsal olanı Roma Caddesidir. Eni 18.5 metre (mevcut modern karayolunun eninin iki katından fazladır) olan bu yolun yüzeyi mermer bloklarla kaplanmış ve her iki yanına tabanı renkli mozaik döşeli revaklar yapılmıştır. (Diger tarafta iki adet revak sütunu temsil görülmektedir) Mevcut cadde kalıntıları MS. 4 ve 6.ncı yüzyıl olarak tarihlendirilmiştir.

        Bizans Dükkanları
İ.S.395’de Roma İmparatorluğunun ikiye ayrılması ile Sardis, Bizanslılara geçti. Bu dönemde İncil’de adı geçen 7 kiliseden birisi buraya inşa edildi. İskender döneminde Sardis’e sürülen Yahudi topluluğu burada Kudüs ve Babil dışındaki üçüncü Sinagogu açtılar. Sardis, bu dönemde bir Thema (Din) merkezi görünümündedir.
 Erken Bizans döneminde  hamam gimnaz kompleksinin güney duvarı ve sinagog boyunca uzanan bir dizi dükkân bulunmakta idi. Mermer caddenin revakları arasında yer alan ve M.S.6. ve 7. yüzyılların canlılığına tanıklık eden bu dükkânların birisi çilingir dükkânı diğeri bir lokanta, birisi de boya satılan bir yerdir. Bir dükkânda ise, üzerinde “Yakup” adı kazılı bir çömlek parçası bulunduğu için buraya Musevi tüccar “Yakup’un dükkânı” adı verilmiştir.
        Roma latrinası gibi olmasa da dükkanların bulunduğu çarşıya umumi tuvalet yapmayı ihmal etmediler.



             Caracalla Kitabesi ve Çeşmesi:
Kitabenin hemen yanında yer yer kazılmış, diğer yerleride korumaya alınmış yapı gymnasium ve dükkanlara su taşıyan ve dağıtımın yapıldığı bina gibi görünüyor. Komplekste aynı zamanla kanaatime göre bir çeşme yapısı da mevcut.
                                                           




Artemis Tapınağı:                   

Dünyadaki en büyük mabetlerden biri olan bu yapı, burada bulunan yazıtlardan da anlaşıldığı üzere Tanrıça Artemis’e ithaf edilmiştir. Sonraları, Zeus kültü ile Roma İmparatorluk Ailesi kültü de, burada hizmete sokulmuştur. Mabet, herkese her türlü koruma görevlerinin sunulduğu, geniş bir kutsal alanın odağında bulunmaktadır. Kutsal alanın en eski yapıtı, MÖ 6.ncı veya 5.inci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen sunaktır.







Helenistik Dönem: Orijinal mabet, Helenistik Dönemde, Selevkos Kralı Antiochos I ve eşi Kraliçe Stratonike tarafından, MÖ 3.üncü yüzyılda, Artemis'e ithafen yaptırılmıştır. Mabette, her İkisi de batıya dönük ve ikişer sıra sütunları bulunan bir ana oda ve derin bir revak bulunmaktaydı. Etraftaki sütunlar muhtemelen planlanmış, ancak inşa edilmemişlerdi.

 Roma İmparatorluk Dönemi (Planlanan) :Tapınak, Roma imparatorluk döneminde (MS 2.nci yüzyılda) yeniden düzenlenerek,   Zeus ve imparatorluk kültlerinin, Artemis kültü ile birlikte yer alması sağlanmıştır. Ana oda, merkezine inşa edilen bir duvar ile iki eşit parçaya bölünmüş ve doğusuna yeni bir kapı açılmış;   batıdaki revak ise, doğuda bulunan odayla eşit hale getirilmek amacıyla, batı duvarı yıkılarak daha batıya yeni bir duvar örülmüştür. Helenistik ve Roma dönemine ait değişiklikler mevcut kalıntılarda bugün bile görülebilmektedir. Aynı dönemde, dış sütunların yapımına başlanmıştır. Doğuda yer alan sütunlar dikilmiş ancak bitirilmemiştir. (Kolon tabanları ve kolonlar tıraşlanmadan kaba olarak bırakılmıştır). Uzun kuzey ve güney kanatlarda ise, sadece sütun temelleri yerleştirilmiştir. Her bir revağın karşısına ikişer tane olmak üzere, dört adet sütun, kaideler üzerine oturtulmuştur. Çünkü bu sütunlar dışarıdakilerden daha kısa olduğundan, kaideler üzerine oturtularak, boylarının, diğerleri ile aynı seviyeye getirilmesi gerekiyordu.

                                                               Roma İmparatorluk Dönemi (İnşa Edilen)
Kültün gözden düşmesi ve mabedin tahribatı pek anlaşılamamıştır. Önemli sebeplerden biri Roma yönetiminin MS 4.üncü yüzyıldan itibaren Hıristiyanlığı kabul etmesi ve pagan kutsal alanlarını yasaklaması olabilir. Mabedin doğusunda yer alan küçük kilisenin MS 4.üncü yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Tapınağın doğusunda yer alan kapının yanlana kazınmış olan haç resmi (ışık,  hayat gibi kelimeler) her ne kadar Hıristiyanlığı işaret etmekteyse de, mabet asla kilise olarak kullanılmamıştır. Birçok sütunun kaybolmasından anlaşılacağı üzere, mabet sonunda bir taş ocağı olarak kullanılmaya başlanmıştır; seyyahlar tarafından yapılan saptamalara göre 1444 yılında 12 adet sütun varken 1750 de, önce 6 sonra 5 adet olduğu görülmüş, 1812 de ise, sadece 3 adet sütun bulunmaktaymış, 1750,1882 ve 1904 yıllarında sınırlı ölçüde yapılan kazılardan sonra 1910 ila 1914 yılları arasında Howard Crosby Butler tarafından yapılan çalışmalar sonucunda, mabet ortaya çıkarılmıştır.

Vinç, Howard Crosby Butler Heyeti tarafından 1911 yılında Sardis'e getirilmiş ve 1910–1914 yılları arasında Artemis Tapınağı kazıları sırasında mimari blokların kaldırılması ve taşınmasında kullanılmıştı. Beş ton olan kaldırma kapasitesi, blokların çoğunu kaldırmak için yeterliydi (sütun başlıkları iki ton civarında gelmektedir). Vinç elle çalıştırılıyordu ve şu an yerleştirildiği raydan daha küçük bir dekovil rayı üzerinde, küçük bir lokomotif ile Tapınak alanı etrafında hareket ettiriliyordu.
Vinç, İngiltere'de Middlesbrough'daki Dorman Long firması tarafından üretilmişti. Tamamen cıvata ve perçinlerle tutturulmuş olan dökme ve dövme demir parçaları, Sardis'te birleştirilmişti (hala görülebilen damgalanmış küçük numaralar, birleştirme kılavuzlarıdır). 

Tasarım ve Bezeme: Atina Partenonu'nda ve diğer seçkin Yunan yapılarında olduğu gibi, estetik nedenlerle yatay ve dikey düzlemlerden hafif sapmalar gösterir. Tapınak, büyük bir kürenin yüzeyindeki küçük bir dikdörtgene benzeyen, (dört köşeden merkeze doğru yükselen) yarı küresel bir kavise sahiptir. Tapınağın uzun kenarının kavisi, uzatıldığı taktirde, yarı çapı 14–18 km olan büyük bir dairenin parçası olarak ortaya çıkar. Sütun gövdelerinin profilleri yukarı doğru incelmelerine ilaveten, tamamlanmış sütunlardan kesin ölçülebildiği ve tamamlanmamış olanlardan hesaplanabildiği üzere, devamlı genişleyerek (entasis) gövdelere taşıdıkları, çatı ve tavanların ağırlığını ima eden esnek bir yaşam belirtisi verir.
Tapınak planı ve küre, aynı ölçekte değildir
Sütun kaide ve başlıklarındaki bezeme, Yunan sanatına has cazibeyi katan, tanım, gergin hatların niteliği ve tekrar ile zıtlığın dizemindeki (dar ve geniş, kavisli ve sivri, içbükey ve dışbükey gibi) hassasi­yet ve keskinliğin bir örneğini oluşturur.

Sütun Başlıkları, kimi başlık volütlerinin “gözleri”, bazılarının tunçtan saplar içerdiği yuvalar aracılığı ile varlıkları ispatlanmış olan, tunçtan aplik süslemeleri (rozetler) varken, az sayıdaki yalın volüt “göz”leri, volüt kıvrımının görsel hesaplamasında kullanılmış olabilecek hafifçe kazınmış hatlara sahiptir.

Sütun kaideleri, toros ile scotia el-emanlariyle Asyalı İyonik olarak adlandırılan tipte­dir. Sadece, yüksek pedestal üzerinde duran sütun kaideleri tamamlanabilmiştir. Tamamlanan ve yarım bırakılan toroslara, olasılıkla herhangi bir sembolik anlam taşımayan dekoratif motifler olan, örgü (bur­ma süsü) ve üst üste gelen yaprak (bindirme süsü) motifleri kazınmıştır. 6 numaralı sütuna pelit ve küçük yaratıklar (örneğin semender, akrep, salyangoz) ile meşe yaprakları oyulmuştur. 4 numaralı sütu­nun üzerindeki yaprak motifi İse, yaprakları, arkada (batıda) bulunan bir kurdeleden uzaklaşarak; varlığı ekleme yerinin yuvaları ile tasdik edilen aplik yıldız ya da rozete doğru önde (doğuda) yaklaşan bir çelenge aittir.

Kilise:
Artemis tapınağı, Hıristiyanlık’tan sonra tahrip edilmiş, yapı taşları başka yapılarda kullanılmıştır. İmparator II.Thedosius’un (404-450) çıkardığı paganlığa karşı yasalardan sonra tamamen terk edilmiştir. 
Hıristiyan’ların egemen olduğu dönemde ise tapınağın güney-doğu köşesine doğal bir platform üzerine küçük bir kilise yapılmıştır.
Tapınağın güney-doğu köşesindeki Küçük Bizans Kilisesi M.S.V.yüzyılda yapılmıştır. Yarım yuvarlak apsisli, tek nefli bir yapıya daha geç devirlerde bazı ekler yapılmıştır. Bu arada V.yüzyılın sonu ile VI.yüzyılın başında yapının uzunluğu boyunca bir bölüm eklenmiştir.
Artemis Tapınağı ile kilise arasında mimari hiçbir bağlantı bulunmamaktadır. VII.yüzyıldaki bir deprem her iki yapıyı da yıkmıştır.
Amerikan Arkeoloji gurubunun 1910’da başlattığı kazılardan sonra tapınak tümüyle ortaya çıkarılmış, 1961’de de kilise onarılmıştır. 

                                                                                                        Mezarlar:

Sart Çayı’na doğru eğimli arazi üzerinde M.S.IV.V.yüzyıllara ait bir mezar odası bulunmuştur. Duvar freskleri Manisa Müzesi’ne götürülmüş olan anıtın bezemelerindeki tavus kuşları ile benzerleri Anadolu’da çok sık rastlanan bir geleneği işaret etmektedir. Bu mezar anıtın biraz ilerisinde de Piramit Mezarı diye isimlendirilen ve M.Ö.VII.yüzyıla tarihlenen bir başka mezar anıtı ile de karşılaşılmıştır. Bugün yalnızca temel kalıntıları ile bazı mimari parçaları sağlam kalmıştır. Bu anıtların yanı sıra Sart Çayı’nın karşı kıyısındaki tepede de çok sayıda Lydia kaya mezarları bulunmaktadır.
 Halkın gömüldüğü Paktolos Çayı’nın batı yakasındaki küçük mezarların girişleri basamaklar ve kabartmalı stellerle belirtilmiş, üzerlerine de küçük bir tümülüs olacak biçimde toprak yığılmıştır. Çoğu Lidya Krallığı sonrasına, Pers egemenliği dönemine ait bir, iki ya da ender olarak üç odalı bu mezarlarda cesetler genellikle kayaya oyulmuş tekneler ya da ahşap mobilyaları taklit eden oyma bacaklı sedirler üzerine bırakılmıştır. Bu tür mezarlar bir aile için yapılmış ve bu yüzden de zaman zaman açılacak biçimde düzenlenmişlerdir.


Paktolos Irmağı (Sart Çayı):
Sanat, eğlence ve şarap Tanrısı Dionysos ve alayı Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos, yorulur bir ağaç gölgesinde uyuya kalır.
Bulanlar alay edip aşağılayarak Kral Midas’a getirirler. Midas, Silenos’u on gün krallar gibi ağırlar ve Dionysos’a götürür. Tanrı çok memnun olur ve Midas’a ” dile benden ne dilersen ” der.
Midas; “Her tuttuğum altın olsun” diye yanıtlar Midas’ın her tuttuğu hakikaten altın olur. Kral çok sevinçlidir. Akşam olur, büyük bir iştahla sofraya oturur. Evet, her tuttuğu altın olmaktadır. Ekmeği, yemeği hatta sevmek için sarıldığı güzel kızı’da altına dönüşmüştür.
Kral pişman olur ve isteğinin yanlışlığını anlar. Tanrıdan, dileğini geri almasını ister. Tanrı. Paktolos ırmağında yıkanmasını söyler. Midas, Paktolos ırmağında yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları altın olur. Irmağın kıyısında yer alan Sardes kenti, ırmaktan topladığı altınla zengin olur.
Altın Arıtım evi ve Sunak:
Paktolos ırmağının kenarına MÖ 6.ncı yüzyılın ilk yarısında, Lidyalılar tarafından, elde edilen alüvyonlu atlını (birleşiminde önemli miktarda gümüş bulunmaktadır), saf altın ve saf gümüş haline dönüştürecek tesisler ile tanrıca Kuvava'ya (Kibele'ye) adaklar için kurulmuş bir sunak yapılmıştır.
 Altın Arıtımı, içinde önemli ölçüde gümüş barındıran alüvyonlu altının, saf altın ve saf gümüş olarak ayrıştırılmasıdır. Bu işlem. MÖ 6.ncı yüzyılda Kral Krezüs (Karun) döneminde gerçekleştirilmiştir. Bu uygulamaya ait teknik gereçler, koruma amacıyla, yerlerinden alınmış veya tekrar gömülmüştür. Kullanılan başlıca teknikler, sementasyon, ergime ve küpelasyondan ibarettir, alüvyonlu altını birleşiminden ayrıştırmaktır. Altın parçacıkları, tuz ve tuğla tozu, katmanlar halinde bir çömleğe yerleştirilir ve az ısıtılmış ocaklarda (kalıntıları iki adet beton çalı altında bulunmaktadır) uzun süre pişirilir. 
Kullanılan tuz ve benzen elemanlar, halitada bulunan gümüş ile birleşerek gümüş klor türevleri haline dönüşür ve geriye saf altın kalır. 
Sementasyon esnasında meydana gelen gümüş klor birleşiminden gümüşü ayırmak için kullanılır. Gümüş klor ile kurşun ergiyerek, gümüş kurşun halitası haline dönüştürülür ve karışım, “kâse ocağı” olarak tabir edilen ocaklarda, külden ısıtılarak, gümüş elementi elde edilir. Bu kısımda benzeri ocaklardan yüzlerce bulunmuştur.
Buraya yakın bir yerde arıtım işlemlerinin başarılı olması için hediyelerin sunulduğu, tanrıça Kuvava (Kibele) adına, toplama taşlardan yapılmış bir bulunmaktadır. MÖ 6.ncı yüzyılda mevcut sunağın üstü daha büyük toplama taşlarla kaplanmıştır. 
Daha sonraları, bu alana bitişik olarak hamam, roma villası, çok kubbeli kilise ve bazilika inşa edilmiştir.
 Bronz Ev:

Eski İzmir karayolunun güney tarafında, Hellenistik dönem mezar odaları ile hemen bitişiğinde, erken Bizans dönemine ( 550) ait, tonozlu, iki katlı, 30x25 m. ölçüsünde bir ev kalıntısı bulunmuştur. İçinde Hıristiyan tapınma törenlerinde kullanılan bronz eşyalar bulunduğu için ” Bronz ev” ismi verilmiştir. 
  Alt kattaki mermer döşemeli açık avlu, mihrap şeklinde bir çıkıntı ile tamamlanmaktadır. Üst katta, tuğla döşemeli geniş bir oda ile daha küçük birkaç bölüm bulunmaktadır. Burasının üst düzey bir rahibe ait olduğu sanılmaktadır.
Bronz evin daha güney tarafına doğru “Lidya çağına ait yarma” olarak adlandırılan geniş bir çukur alan içinde, yaklaşık M.Ö.1000–500 yıllarına ait Lidya pazaryerinin kalıntıları kabul gören bir yer vardır. Burasını M.Ö.700–200 yılları arasında, önce Lydia’lıların sonra da Helenistik dönem Sardes’lilerinin Pazaryeri olarak kullandıkları çıkan kalıntılardan anlaşılmaktadır.  
Pazaryerinin kuzey-batı köşesinde moloz taş duvarlarla yapılandırılmış küçük dükkânlar ile bir büyük yapı görülmektedir. Agora olarak kabul edebileceğimiz bu alanda yerleşimin M.Ö.1500 yıllarına kadar uzandığı düşünülmektedir.

Tiyatro
Stadyum
Akropol Tepesi

      Pek çok Anadolu kenti gibi Sardes'te tamamen kumlar altında kalmıştır. 1900 lü yıllarda başlayan çalışmalar bu güzellikleri ancak ortaya çıkarabilmiştir. Halen pek çok yer (Tiyatro, stadyum, Hamamlar, Kral yolu ) kumlar altındadır. Pek çok yerde de çalımalar mevcut olsa da koruma amaçlı kapatılmıştır.
         Sardes'e hayran kalmamak olanaksızdır. Gezmekle, anlatmakla, resimlerini paylaşmakla bitiremezsiniz. Bir şeyler hep eksik kalır. 
         Eksik bıraktıklarım için affınıza sığınıyorum. 

Not: Yazıların büyük kısmı, ören yerindeki tabelalardan, diğerleri paylaşım sitelerinden alınmıştır. Tüm emek verenlere saygıyla anıyor ve teşekkür ediyorum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder